Burnout'un Üç Yılı Kendi Kendimin Labirentinde Kaybolmak

Posted on Dec 2, 2025

Arkadaşım bugün ChatGPT’ye şunu sormuş; “Koşullar düzeldikten sonra hafif burnout 3–6 ayda, ağır burnout 9–12 ayda toparlar” demiş. Bunun üzerine biraz konuşalım dedik. Ama bende üç yıl oldu. Sorun koşulların ortadan kalkmaması değil yalnızca; koşullar düzelmiş olsa bile içimdeki yük hâlâ aynı ağırlıkta duruyor.

Bana “Burnout’u oluşturan koşullar geçeli ne kadar oldu?” diye sordu. Düşündüm. Belki geçen yıl ayrılıkla başlayan bir rahatlama vardı ama aynı anda başka şeyler çöküyordu üzerime: evsizlik, kedilerle ilgili endişeler, maddi sıkışmışlık… Sanki hayat nefes almam için bir durak yaratmadan sürekli üzerime geliyordu.

Türkiye’de yaşamanın yarattığı sabit bir arka plan stresi de var dedi arkadaşım.Çok önemsemediğimi söyledim. Ama ekonomik tarafını geçtim, sosyal ortamın dolaylı baskısı bile insanın sinir sistemini sürekli alarmda tutuyor. İtiraf edeyim: Benim bütün çektiğim aslında kendimden. Hayata çarptığımız her noktada “bunu da umursama, şunu da takma” diyoruz ya… Bir süre sonra o kadar çok şeyi blokluyorsun ki, beyninin içi bir labirente dönüşüyor. Ne ile yüzleşip neyi gömdüğünü ayırt edemez hâle geliyorsun.

Konu şuna geldi bi noktada: “Şu anda kendini bomba gibi hissetmiyor olman zayıflığın değil. Kendi ayağına sıkmış olman gerçeğini bile bile acımıyormuş gibi davranmak zorunda değilsin.” Ne kadar da haklı. Kendi kendimi sabote edişimin sonuçlarını yıllar sonra yaşıyorum.

Karakterinle Kavga Etmek

Hayatta yaptığım birçok tercihin kazara olmadığını artık daha net görüyorum. İkinci eşim de, ilk eşim de, diğer ilişkilerim de… Bunlar kader değil, benim karakterimin doğal sonuçlarıydı. Sanki içimde bir güdüm sistemi vardı; mantıksız olan neyse, en çok canımı yakacak yol hangisiyse ona doğru gidiyordum.

Tabi şöyle görünüyormuş dışardan:
“Sanki hayat sana ‘bunu yapma, saçma’ diyor. Sen de diyorsun ki ‘sen misin lan bana sınır koyan, inadına yapacağım.’”

Bu tanım beni biraz güldürdü ama biraz da içimi acıttı. Gerçekten de öyle bir tarafım var. Sanki hayatla inatlaşıyorum.

Kabuğu Yeniden ve Yeniden Kırmak

Kendime haksızlık etmeyeceğim bu noktada. Çok da kolay bir yerden gelmedim (bazıları için egoistçe de görünebilir). Doğru düzgün eğitim almamış, tarikatlarla zehirlenmiş, aileden başka bir ahlaki çerçeve görmemiş bir çocuğun bu hâle gelmesi kolay olmadı. Kendimi her açıdan yeniden inşa ettim: entelektüel kişiliğimden tut, iş disiplinime, bütçe yönetimime, sosyal becerilerime kadar.

Ama işte sorun burada. Sürekli kendimi sıfırdan yazıyorum. Çok sert kabuklar değiştiriyorum; o yüzden bu kadar acıtıyor. Bir noktada durmam gerekiyor ama o noktaya henüz gelemedim. Umarım ömrüm yeter, haha.

A Noktasından C’ye Gitmek

Güzel bir anoloji verdi arkadaşım bana. Toplum herkese A’dan B’ye giden bir yol çizmiş gibi. Bana çizilen yol belliydi: mobilya okulu, fabrikada şeflik, “erkek adam” rolleri, itaate dayalı bir yaşam. Bu hayatı seçseydim küçük bir dünyada gayet başarılı da olabilirdim. Ama ben kendimi yaratmak konusunda hırslı biriyim. O yüzden B’ye değil C’ye gitmek istedim.

Fakat C’ye giden yol çizilmemiş. O yüzden insan boşlukta kayboluyor. Yön tabelaları yok, yol işaretçileri yok. Hem özgürlük var, hem kaybolmuşluk.

Burnout’un Asıl Yüzü

Burnout sadece yorgunluk değil. Yorgunluk dinlenince geçer. Ama bu başka bir şey: kendinden kaçarken kendine çarpmanın, yıllarca bastırdığın duyguların, değiştirdiğin kabukların, yanlış yerde ısrar ettiğin yolların toplamı.

Ve en acıklısı şu: Bazen en çok imrendiğim insanlar, bir şeyleri hissetmeyenler oluyor. Yorulup dinlenen, duygusal dalgalanmaları performansını etkilemeyen insanlar… Çünkü onlar mermi yememiş omzundan. Onlarda yara yok. Biz ise hem yarayı açan hem sarmaya çalışan bir karakterle geziniyoruz.

Sonuç mu? Yok aslında.

Bu yazının büyük bir cevabı yok. Bir çözümle bitmiyor. Çünkü ben de bilmiyorum ne olacağını. Fakat şunu öğrendim: Kendini dönüştürmek uzun bir yol. Bazen çok acı veriyor, bazen çok değerli geliyor.

Ve eğer içimde bir sızı varsa, bu benim zayıflığım değil. Bu, dönüşümün bedeli.

Kedilerim olmasa daha kötü olurdum muhtemelen. Bazen tek tutunduğum onların varlığı.

Belki bir gün nefes alma fırsatı çıkar. Belki de kendi yolumu çize çize o noktaya ulaşırım. Şimdilik tek bildiğim şey şu:

A’dan C’ye giden yolları kendimiz çiziyoruz. Bedeli ağır ama başka türlü yaşayamıyorum.

Ayrıca, sizi anlayan arkadaşlarınızın olması çok önemli. Bu süreçte her konuda hep doğru arkadaşlıklarım sebebiyle ilerleyebildim. Bu yazıya sebep olan başta olmak üzere, tüm arkadaşlarım, iyi ki varsınız.